Do (Yol)
Savaş sanatlarının ve hatta birtakım geleneksel sanatların adları sonlarına adeta “soyadı” gibi eklenen “do” kelimesi, aslında bu sanatların bizatihi ruhunu da oluşturmaktadır. Öyle ki “do” ruhuna sahip olmayan dolayısıyla savaş sanatı olarak nitelendirilemeyecek hale gelmiş olan dövüş sporları (teknikleri), hiçbir ruhi gelişimi öngörmemekte hatta insanı özünden daha da çok uzaklaştırmakta, kişiyi gücünün ve egosunun esiri haline getirerek ait olduğu evrenle uyumunu tamamen kaybetmesine neden olmaktadır. Bu bağlamda uzak doğu kökenli savaş sanatlarına kimlik vermiş olan “do” felsefesinin özellikle bu sanatlarla ilgilenen kişiler tarafından çok iyi anlaşılması gerekmektedir. Kendo, aikido, judo, karate-do, taekwondo ve kyudo (okçuluk); “Budo” yani “savaş sanatları” adı altında toplanan temel “do” disiplinleridir. Zen ve Budo ustası Taisen Deshimaru’nun da önemle altını çizdiği gibi budo dışında, çay töreni yani “chado”, çiçek düzenleme sanatı (ikebana) “kado”, yazı sanatı (kaligrafi) “shodo” gibi geleneksel ve soylu sanatlarda orijinal isimlerinden anlaşılacağı gibi “do” öğretisini benimsemiş sanatlardır. Devamı için »
Usta yazarlara sık sorulan bir sorudur: “Neden yazıyorsunuz?” Bu sorunun cevabını çoğunlukla cevabı veren üstad da bilmez ama muhatabının ısrarı karsısında kâğıt üzerinde güzel duran, kulağa hoş gelen birkaç cümle kurar. Soru zaten anlamsızdır; yazmayan bir insana yöneltilen “neden yazmıyorsun ?” sorusu kadar anlamsız… Bunun gibi sanırım aikidoya başlayan biri de gerçekte neden başladığını bilmez, en azından ben öyleydim. Belki biraz spor yapma isteği, belki değişik bir şeyler öğrenme merakı ve bunun gibi pek çok görünen sebep. Fakat zaman geçtikçe ve aikido savaş sanatının o akıl almaz sonsuzluğunda bulunca kendimi, bahsettiğim sebeplerin yalnızca beni bu güzel yola iten hoş ayrıntılar olduğunun ve asıl cevabın ise bizatihi aikidonun kendisi olduğunun farkına varmaya başladım. “Neden aikido yapıyorsun?” sorusuna, öyle sanıyorum ki, büyük üstadlar ve hocalarım yalnızca gülümseyerek cevap verirlerdi. Ben ise henüz yolun çok basında bir talebe olduğumdan zihnimde oluşmalarına engel olamadığım pek çok cevaptan bir kaçını hocalarımın affına sığınarak dillendirmeden edemeyeceğim. 
