Barışçı Savaş Sanatı: Aikido
Yıllar önce, savaş sanatlarını tanıtan bir dergide Aikido’nun “Çamurlu bir zemin üzerinde, üzerine çamur sıçratmadan düşmanı alaşağı edebilme sanatı” olduğu hakkında bir makaleye rastlamıştım. Simdi bu sözleri daha iyi anladığımı söyleyebilirim ve 8 aylık Aikido tecrübem bana savaşırken üzerime çamur sıçratmamanın ne demek olduğunu tam olarak hissettirdi diyebilirim. Aslında Aikido bir Savaş sanatı mı yoksa bir Barış sanatı mı bilemiyorum. Ancak Aikido için barısı sağlamak için savaşmak ya da barısı evrensel bir sevgiyle korumak sanatıdır demek daha doğru olacaktır. Saldırıyı durdururken saldırganı incitmeden etkisiz hale getirebilme yeteneği, doğrudan karsı koyarak daha şiddetli bir saldırı gerçekleştirebilmek yerine saldırıya yön vermek, düşmanı öldürebilecek kadar güçlü olmak fakat merhameti seçmek yani bir zeytin dalı uzatmak ve böylece belki de düşmanını bir dosta dönüştürebilmek. Bütün bu özellikleriyle bir savaş sanatından çok bir barış sanatını andırıyor Aikido.
Enerjinin ve uyumun yolu, tüm kâinatla sevgi bağıyla uyum halinde olmayı, enerjimizi öfkeye dönüştürmenin aksine affederek, daha öfkeli bir düşman elde etmektense yaptığı hatadan ötürü pişman bir dost edinebilmeyi öğretmeyi amaçlamaktadır. Budo savaş sanatlarından biri olan Aikido diğer savaş sanatlarında olduğu gibi her türlü nesneyi ve insan vücudunu etkili bir silah olarak kullanabilme yetisini kazandırmaktadır. Budo öğretisiyle savaşmayı öğrenirken, Zen öğretisi ile çevrenin farkında olma kabiliyeti kazanmaya basladıgımı hissediyorum.
Nasıl iyi bir savaşçı, gerektiğinde zen-shin’e girerek fiziksel ve mental enerjisini odaklayabilen, böylece saldırının hedefini kolaylıkla kavrayıp etkin savunma refleksleri geliştirerek saldırıyı hedefinden saptırabilen bir savaşçıysa diyebilirim ki Aikido’nun hedefi de Zen öğretisini özümsemiş savaşçılar yetişmektir. Ayrıca Dojo kun (Dojo kuralları) da aikidoka’ya savas disiplini aşılamak açısından önemli bir etken. Sensei’den uke’ye, minderinden straforuna kadar bir saygı silsilesi, her çalışmadan arta kalan ter ve toz kokusuyla her anı emek olan bir savaş disiplini Aikido. Benim görebildiğim bu disiplin zamanla öyle bir tutku halini almakta ki çok kısıtlı maddi olanaklarla tavan arasında olsa bile Aikido çalışma ve dojo ruhunu kısıtlı mekana rağmen oluşturabilmekte, böylece karşılıklı sevgi ve saygı ışığında bu maneviyat ortamında Aikido yapmak ayrı bir heyecan oluşturmakta bende. Ukemi düşüşleriyle başlıyor Aikido, giderek daha yüksekten ve estetik düşüyor. Bir teknik öğrenilirken uke vücudunu kayıtsızca çalışma arkadaşına emanet edebiliyor ve sonra birbirlerinin peşi sıra düşmeye devam ediyor tori ve uke. Bir tarafın daha iyi olup kazanması seklinde bir durum yok, iki taraf da düşerken kazanıyor ve birbirine çok büyük hasar verebilecekken zarar vermeme ve olası kurtuluş yolu barış içinde en iyi şekilde kavranmış oluyor. Böylece savasın galibi belli oluyor: Her iki taraf. Ki’ yi kullanmayı ve kontrol etmeyi öğrenen Aikika hem ne kadar tehlikeli olabileceğinin hem de ne kadar aciz kalabileceğinin idrakine varıyor. Yani tek bir teknikle hem galibiyeti hem mağlubiyeti tatmış bir savaşçı yetişiveriyor. Böylece rekabetten uzak bir spor ortamı yaratılmış oluyor. Kısacası, Aikido iç enerjiyi keşfetme ve çevreyle barış içinde bireysel huzurun yakalanmasına öncülük eden bir spor benim için. Eğitim sürecinde kazanılan sabır, egonun önüne geçilmesi, emeğe saygı gibi erdemler Aikido’nun sadece dojoda kalmaması gerektiğinin açık göstergesi. Ruhen, bedenen ve ahlaken gelişime büyük katkı yapan savaş sanatı Aikido; barışçı savaş sanatı…
Not: Bu yazı Selçuk Cihangir tarafından kaleme alınmıştır.


















