Dojo Dışında Aikido
Aikido’ya başlama sebebim ilk olarak Uzakdoğu sporlarının o çekici yanına olan merakım idi. Başladım. Fiziksel olarak çok güzel bir spor diye düşünüyordum. Daha öncelerinden çeşitli sporları ve dansları yaptığımdan ne büyük bir zorluk çektim ne de aikido ile becerilerimde büyük bir fark oluştu. Ama (!) aikidoya devam ettikçe bir şeyler değişiyordu. Mistik değişiklikler değil dediğim. Duruşum, davranışlarım ve etrafa bakış açım değişmişti. Sebeplerini tam olarak bilmediğimden ve daha çok bu değişimin yaşım ve çevre ile alakalı olduğunu düşündüğümden aikido ile bağdaştırma ihtiyacı duymadım.
Devam ettim aikido antremanlarına. 5. kyu ve sonra 4. kyu oldum, çeşitli gerekçelerden dolayı devam edemedim. Yaklaşık beş sene sonra tekrar antrenmanlara katılmaya başladım. Dışarıdan bakıldığında aslında bıraktım aikidoyu gibi gözükebilir. İlk başlarda ben de öyle zannediyordum. Fakat aslında aikido antrenmanlarına katılmadığım halde halen daha aikido yapıyordum. Nasıl mı? İşte aikido neymiş ne değilmiş sorularını mıncıklamaya başlamıştım. Aikido alışkanlığımı, ilgili yazıları okuyarak, samurayların ve Japonların kültürleri ile ilgili çeşitli makaleleri veya popüler tarih yazılarını okuyarak tatmin ediyordum. Çok yakından fanatik gibi takip etmiyordum ama bağımı koparmadan, ihtiyacımı karşılayacak şekilde vakit ayırıyordum.
“Zihin ile vucüt arasında bir ayrılık yoktur olamaz; işlenecek olan toprak zihindir ve onu islemenin yolu vucüt ile bütünlügünden geçer”
İşte bu Zen felsefesinden bir alıntı benim için bir ışık yaktı. Artık aikido ile ilgili, zamanında aklımda kalan birçok taş yerlerine oturmaya başlamıştı. Aikido yaparken tek bildiğim; her şart altında, her türlü saldırı karşısında, karşı tarafın donanımı ne olursa olsun ona karşı gelinebilecek bir durum yaratmak mümkündü. Antrenmanlarda bunu çalışıyorduk. Ama antrenman yapmadığım zamanlar dahi bunu alışkanlık edinmeye başladığımı fark ettim. En azından bilincine varmıştım. Saldırı illa ki elinde baltayla gelen bir kişiden olmuyordu fakat bir söz, bir davranış ve belki bir çıkmaz gibi gözüken bir durum. Dojoda ukeyi karşılarken taisabaki ile yanına geçip onunla aynı yöne bakabilmek ve ondan sonra uygun görülen ki o an için birden fazla alternatifi olan teknik ile tamamen kontrol altında bir sonuca götürmek. İsterseniz öldürürsünüz, isterseniz sakatlarsınız, isterseniz sadece rakibin canını yakarsınız veya kendinizden uzaklaştırırsınız.
Birisi ile tartışırken empati yaparak yani onun tarafından da olaya aynı yönde bakarak istediğiniz şekilde tartışmayı yönlendirerek seçeceğiniz bir sonuca götürmek. İsterseniz kavga edersiniz, isterseniz bağırırsınız, isterseniz kendi düşüncenizi anlatırsınız veya sadece dinler ya da tartışmaya girmez uzak durursunuz. Evet, aikido her zaman için geçerli olabilir. Her türlü aksi duruma, saldırı gibi düşünülerek aikido ile karşılık verilebilir.
Dojoya girdiğimizde devamlı fiziksel antreman yapıyoruz! Öncelikle kendi vücudumuzu kontrol etmeyi öğreniyoruz. Duygularımızın tamamen kontrolünde olan vücudumuzu kontrol etmeye çalışıyoruz. Mantığımız ile yaptırmak istediğimizi zaman zaman yaptıramadığımız vücudumuzu… Zihnimiz (mantığımız) ve vücudumuz (duygularımız) bir bütünlük içinde olması gerekiyor ki biz öncelikle kendimizi kontrol altında tutabilelim. Ukeyi kontrol etmek ancak bu aşamadan sonra düşünülebilir. Eğer bizim kontrolümüz kendi elimizde değil ise bizi karşı taraf veya durum gayet rahat düşürebilir. Duygularımızın mantığımızın önüne geçtiği anda zihnimiz bulanır ve içinde bulunduğumuz durumun içine çekiliriz; aynen dengemizi kaybettiğimiz anda hareketin içinden sıyrılamayarak ukenin bizi çekip beraber yere çakıldığımız gibi. Zen felsefesindeki bu bütünlüğü sağlayabilmek için antrenman yapıyoruz. Bütünlük sağlandığı zaman hareketleri doğru yapabiliyor ve aikidoyu dojo dışında (kavgada olmasa da) da kullanabiliyoruz.
Aikido’nun ilk ana düşüncelerinden biri: gelen saldırıya karşı çıkma; güçlü değilsen ezilirsin. Fizikteki kuvvet yasalarına göre bileşke vektörlerin en büyük olduğu durum, iki kuvvetin eşdeğer olarak (ikisi de aynı yönde) toplanabildiği durumdur. Aikido’nun söylediği doğa yasaları ile gerçekten örtüşüyor. Dojoda çalıştığımız, gelen saldırıya karşı çıkmak yerine hareketin içine katılarak ona daha rahat yön verebilmek. Bazı şartlar oluşuyor ki insan, etten buttan haliyle karşı koyamıyor ki o zaman duruma karşı isyan edene kadar durumun içine katılarak yani onu yaşayarak kendini isteyeceği bir yere çekebiliyor. Tekne ile büyük denizlerde kocaman dalgalara karşı koyamayıp onların hareketine katılarak kendimizi çekmeniz gibi.
Ukemiz, bizim için antrenmanda beklediğimiz şekilde saldırır. Fakat bazen eksik yaptığımız hareketi farkettiği anda hareketin o anında tüm hareketi kendi avantajına çevirebilir. Samuraylar savaşa çıkmadan evvel sargılı yaralarının sargılarını açarak çıkarlarmış. Sebebi ise aynı ukemizin bizim açığımızı yakaladığında her seferinde oraya doğru saldırı yapması veya o anı kollayıp harekete geçmesi gibi rakibimizin bizim zayıf yönümüzü keşfettiği anda o tarafa yükleneceğidir. Kendimizin zayıf taraflarından bahsederken ikinci kere düşünmemiz gerektiğini bizim bu zayıflığımızı rakip kullandıktan sonra pişmanlıkla anlamış olmamıza gerek yok; bu alışkanlıktan biraz da kurtuluyor insan. Dojo da fiziksel olarak çalıştıklarımız ile günümüz yaşantısında bir sürü örnek daha türetmeye her seferinde çalışıyorum ve tabi ki türetilebilir de; burada belli başlı üç tane ana çıkış noktasından bahsettim ve birer örnek ile bağdaştırmaya çalıştım. Fakat akla gelen soru; “antrenmanlar fiziksel olarak yapılıyor da bu hayali bağdaştırma nedir” olabilir. Önceden bahsini ettiğim beden ve zihin uyumu. İlk başlarda bahsettiğim kendimde farklılaşan duruş, davranış ve bakış açısı.
Samurayların kabullendiği tek kural var o da ölümden korkmamaktır. Bu şekilde bir formasyona sahip olmak ve aikidodaki gibi her duruma karşı birden fazla çözüm türetebilmenin getirdiği kendine güven ve bu güven sayesinde sakin bir duruşa sahip olmak. Her an bir saldırıya karşı tetikte olabilmek ve saldırı anında kontrollü davranabilmek. Bunların sayesinde her türlü olaya karşı emin olarak bakabilmek. İşte antrenmanlarda fiziksel çalışmalarımız belki savaş sanatlarında her zaman için gerçek silahlı saldırılara karşı teknikler olsa da bunların hepsinin özünde aynı düşünce yapısı var ve kişiye kazandırdığı alışkanlıklar her zaman için aynı ve geçerli. Teknikleri fiziksel olarak becerebildiğimiz zaman duruşumuz, davranışlarımız ve bakış açımız kendiliğinden değişiyor. Çünkü ne de olsa bir duruma karşı tepkiyi hep istem dışı-refleks olarak bedenimizle (duygularımızın kontrolü altında olan) veriyoruz.
Bedenimizi kontrol edebildiğimiz zaman, alışkanlık veya refleks haline gelen aikido ile tepki verebildiğimiz zaman duruşumuz, davranışımız değişmiş oluyor ki o zaman da bakış açımızı çok daha mantıklı kurabiliyor ve koruyabiliyoruz. Bunun mükemmele gitmesi için ise Aikido’nun Do’su olan yolu, usanmadan yürümeye devam ediyoruz; sonunun olmadığını bilerek, benimseyerek.
Bu yazı Arda Kocaman tarafından yazılmıştır.


















