İlk Karşılaşmalar


O'sensei Morihei UeshibaYolculuktan yorulmuş ve aklı onu bekleyen yorucu müsabakada olan genç adam kalabalık trende boş bir koltuk arandı. Tıknaz cana yaşlı bir adamın yanına yerleşirken, sırtını sallanarak gitmekte olan trenin duvarına dayadı. “Seni bir yerden tanımıyor muyum ben?” diye sordu yanındaki yaşlı adam. Genç adam içini çekerek yanındaki kırışık yüze baktı. “Sanmıyorum”. “Evet, emininki seni tanıyorum” dedi yaşlı adam. “Adın nedir?”. Genç adam oturuşunu “dikleştirdi ve yeni yoldaşına doğru döndü. Yaşlı adama delici bir bakış atarak yanıtladı; “Kenshiro Abbe, Japonya Judo şampiyonu”. Yaşlı adam gülümsedi. “Ah, evet. Biliyordum seni daha önce gördüğümü”. Tekrar koltuğuna yayılırken “Lütfen, şimdi sessiz olabilir misin artık” diye sordu Abbe. “Bir müsabakaya gidiyorum ve dinlenmem gerekiyor”. “Tabiî ki” dedi yaşlı adam. Fakat tren kıvrılan raylar üzerinde yolculuğuna devam ederken yaşlı adam konuşmayı kesmedi. Sonunda Abbe tekrar dikilip ona yüzünü dönene kadar, ardı arkası kesilmeden monoton konuşmasına devam etti. “Sessiz ol yaşlı adam” dedi. “Uyumam gerekiyor”. “Eğer ben sadece yaşlı bir adamsam ve sende böyle büyük bir Judo şampiyonuysan, belki parmağımı kırabilirsin. Küçük parmağımı kırabilirsen sessiz olacağım artık” dedi yaşlı adam. Sonunda nihayet yaşlı adamdan kurtulabileceğini düşünen genç adam, kendine uzanan küçük parmağa dikkatle baktı. Yorgun ve birazda kızgın, parmağı yakaladı ve kırmak üzere büktü. Ama bundan sonraki sahne, beklediği kuru bir kemik kırılması sesi değildi. Onun yerine kendini Önce havada ve ardından ciğerlerindeki tüm hava boşalmış şekilde trenin zeminine çarpmış olarak buldu. Daha da kötüsü, hareket edemiyordu. Bir süre sonra yaşlı adam kalkmasına izin verdi. “Kimsin sen” diye sordu Abbe, şaşkın bir şekilde. “Morihei Ueshiba, Aikidonun kurucusu” dedi yaşlı adam. Abbe, hala trenin zemini üzerinde, yaşlı adama eğilerek selam verdi ve öğrenmek üzere dojosuna gelip gelemeyeceğini sordu. Öğrenciliğe kabul edilmişti ve ueshiba’yla on sene kaldı. (Kenshiro Abbe)

Amiral Isamu Takeshita kendiside bir Jujitsu öğretmeni olarak savaş sanatlarına çok ilgi duyuyordu. O-Sensei’nin hareketlerinde savaş gemilerinin manevralarını görmüştü. BU nedenle çok etkilenmişti O-Sensei’den. Amiral Takeshita Ju-do’nun kurucusu olan Kano Sensei’ye O-Sensei’den bahsetti. Amiral Takeshita O-Sensei’ye deniz kuvvetleri akademisinde eğitim vermesini rica ettiğinde Kano Sensei’yide sınıf gözlemci olarak davet etti. Kano Sensei O-Sensei’yi izlediğinde; “Bu çok iyi. Lütfen benim öğrencilerime de öğretirmisiniz?” dedi. (Minoru mochizuki)

Her aşk ilişkisinde birçok ilk karşılaşma vardır. Kelime anlamında ilk kez karşılaşırsınız, sonra ilk gez görme vardır. Hislerinizin ilk harekete geçişi vardır ve ilk kez bir araya gelişiniz vardır. Yani bir “ilkler” serisi vardır. O-Sensei’yi gerçekten ilk defa görüşüm, benden kendisine saldırmamı istediğindeydi. Diğer insanların ona saldırışını, izlemiştim; ilginç gözükmekteydi. Bir tarafta şu kısa boylu yaşlı adam ve ona saldırıp yerlere düşen kişiler. Biraz şüphedeydim. Ama işte o anda benden kendisine saldırmamı iste, Bunun ne anlama geldiğini çıkaramadım. Kültür şoku bu olsa gerek! Benim kültürümde yaşlı insanların kafasına vurmamanız beklenir. Biliyordum ki kafasına tüm gücümle vurmam istemişti. Bunu biliyordum. Ve dehşete düşmüştüm.

Bir kaç nedenden ötürü dehşete düşmüştüm. Birincisi, yaşlı insanların kafasına vurulmaz diyen bir kültürel kurala karşı düşüyordum. İkincisi, bütün bu siyah kuşaklar etrafında oturuyordu. Onun kafasına vurursam öldürülecektim. Onu öldürürsem, onlarda beni öldürecekti. O zaman düşündümki, onu öldürürsem ve onlarda beni öldürürse, artık Aikido çaşılmam gerekmeyecek; çünkü ölü olacağım. Yâda kafasına vurmazsam yine Aikido çalışmam gerekmeyecek, çünkü karşılıklı bir aldatma anlaşmasına girmiş olacağız: “Tamam, ben buraya hareket edeceğim, sen buraya; ben sana vurmamaya karar veriyorum ve bana bağırdığında, beni fırlattığında yere düşeceğim.” Ama böyle yapmacık bir düzeneğe katılma arzusunda değildim. İlk seferinde gerçekten ona vurmaya kendimi ikna edeme¬miştim. Harekete geçtiğimde hala sorgulamaktaydım. Ne yaptığını bilmiyorum ama beni yakaladı ve yere indirdi. Ne dediğini bilmiyorum, ama mealen “en iyi yapabileceğin bu mu, bana gösterebileceğin en yüksek konsantrasyonun bu mu?” anlamındaydı. Bu gerçekten kızdırmıştı beni. “Yetti ama ne kadar yaşlı olduğun umurumda değil, gerçekten deneyeceğim” diye düşündüm. Bir daha ayağa kalktığımda gerçekten kafasına vurmaya yeltendim. Sonrasında bildiğim tek şey, yukarı doğru bakmakta olduğum idi. O da aşağı bana doğru bakmakta ve “iyimisin?” diye sormakta. Arada bir geçiş yoktu. Kararlılığımı ve başının üzerindeki noktaya odaklanışımı hatırlıyorum. Sonraki karede yukarı doğru bakmaktayım. Bir zaman akışı yok arada – burada ve oradayım. Benim için çok önemli bir şey yaşandığını idrak ettim. Belkide bir hile idi bu. Belki de bu katılımcı bir hipnoz, kendiliğinden bir trans durumu veya böyle bir şeydi. Ama öyle bile olsa, bunun nasıl yapıldığını öğrenmek istedim. Kesinlikle rol icabı bir şey değildi. Benim bilinçli katılımımı gerektirmemişti. Ve bu gerçekten çok etkiledi beni. Bu olanın farklı bir şey olduğunu kavramıştım. (Terry Dobson)

Yukarıdaki yazılar Susan Perry tarafından yazılan “O-sensei’yi hatırlamak” adlı kitabından alınmıştır.

Etiketler: , ,


Yorum yok

Yorum Yapın

Yorum yapabilmeniz için kayıt olmanız veya giriş yapmanız gerekmektedir.