Geleni Saygı İle Selamlamak


Enerjinin Önünden ÇekilinUsta yazarlara sık sorulan bir sorudur: “Neden yazıyorsunuz?” Bu sorunun cevabını çoğunlukla cevabı veren üstad da bilmez ama muhatabının ısrarı karsısında kâğıt üzerinde güzel duran, kulağa hoş gelen birkaç cümle kurar. Soru zaten anlamsızdır; yazmayan bir insana yöneltilen “neden yazmıyorsun ?” sorusu kadar anlamsız… Bunun gibi sanırım aikidoya başlayan biri de gerçekte neden başladığını bilmez, en azından ben öyleydim. Belki biraz spor yapma isteği, belki değişik bir şeyler öğrenme merakı ve bunun gibi pek çok görünen sebep. Fakat zaman geçtikçe ve aikido savaş sanatının o akıl almaz sonsuzluğunda bulunca kendimi, bahsettiğim sebeplerin yalnızca beni bu güzel yola iten hoş ayrıntılar olduğunun ve asıl cevabın ise bizatihi aikidonun kendisi olduğunun farkına varmaya başladım. “Neden aikido yapıyorsun?” sorusuna, öyle sanıyorum ki, büyük üstadlar ve hocalarım yalnızca gülümseyerek cevap verirlerdi. Ben ise henüz yolun çok basında bir talebe olduğumdan zihnimde oluşmalarına engel olamadığım pek çok cevaptan bir kaçını hocalarımın affına sığınarak dillendirmeden edemeyeceğim.


Düşmanınızı size saldırdığı için cezalandırabilme yetisini ve yalnızca insan olduğu için affedebilme yetisini aynı anda kazandıran belki de yegâne sanat aikido… Sadece bu özelliği bile, kanımca, aikidoyu bir aikidoka için vazgeçilmez kılmaya yeter. “Ne gidilecek bir yol, ne uğruna ölünecek bir dost” tadında ağıtların gökyüzünü doldurduğu yirmi birinci yüzyıl ikliminde, “do” gibi bir yol vaat ediyor insana aikido… Ve vaadinin arkasında duruyor; yolunuzu da buluyorsunuz, dostlarınızı da… Önce kendinizle barışıp dost oluyorsunuz sonra etrafınızdaki her türlü varlıkla. Öyle ki yürüdüğünüz yoldan giydiğiniz terliğe kadar her şeyin varlıkları nispetinde bir saygıyı hak ettiğini fısıldayıp duruyor size içinizden bir ses. Oysa hocanız savaşmayı öğretiyor size… Belki de esas güzelliği, asilliği burada gizli aikidonun… Doğru uygulanmış küçük bir teknikle ayaklarınız yerden kesilebiliyor ya da hareketsiz kalıyorsunuz ve fark ediyorsunuz insan olarak aczi yetinizi. Tekniği siz uyguladığınızda insan olarak gücünüzün farkına varıyorsunuz. Bu tezattın öğretisi aikido’nun ruh eğitimi: Bir “hiç”sin ve “her sey”sin; yani “insansın…” Hocanızın gösterdiği ve sizin öğrenmeye çalıştığınız her teknikte “savas” görüntüsünün altında bambaska, derin anlamlar gizli oldugunu her geçen gün biraz daha anlamaya başlıyorsunuz ve hayranlıkla eğiliyorsunuz bu asil sanatın karsısında. “Düşmanınıza başınızla selam vereceksiniz.” sözleriyle açıklamıştı hocam, “nikkyo ura”yı ilk gösterdiğinde. İnsansınız; o halde savaşınız bile zarif ve nazik olmalı. Düşmanının karşısında eğil ki o senden önce ve daha çok eğilsin! Yeryüzü ile barışıp kaynaşmanız ise daha ilk antrenmanda başlıyor ve siz “düşmeyi” öğreniyorsunuz. Dikkat edin düşmemeyi değil, düşmeyi; çünkü insan düşer! Düşmemeyi öğrenemez insan, hangimiz hiç düşmedi hayatın zorlu yollarında? Yaşarken bazen düşecektir insan; kâh ayağı kayacaktır kâh ihanete uğrayacaktır. Bu yüzden onurlu bir şekilde düşmeyi öğrenmelidir insan ve düştüğü yerden kalkmayı… Sağlığım elverdiğince ölene dek aikido yapacağım. Sebeplerini henüz anlayabildiğim kadarıyla anlatmaya çalıştım kırık dökük cümlelerimde. Muhtemelen 15-20 yıl sonra gerçekten bir şeyleri anlamaya başladığımda aikido adına, güleceğim simdi yazdıklarıma. Bu da bir başka seçkinliği aikidonun; ruhunuz ve bedeniniz sürekli gelişiyor yeter ki sabredin. Bu yazdıklarıma gülecek hale gelebilecek kadar sabırlı olmayı umuyorum. Bu sanatı bize kadar getiren ve hal-i hazırda bize aktaran tüm hocalarımı saygıyla selamlıyorum.

Yukarıdaki yazı Muharrem Samanlı tarafından yazılmıştır.

Paylaşmak Güzeldir;
Etiketler:


Yorum yok

Yorum Yapın

Yorum yapabilmeniz için kayıt olmanız veya giriş yapmanız gerekmektedir.